Çılgın Kral’ın Sessiz Savaşı: Eddie Kingston’ın Gerçek Hikayesi




Profesyonel güreşçileri genellikle hayatın kendisinden daha büyük, sarsılmaz karakterler olarak düşünürüz. Onlar, çelik kasları ve sarsılmaz iradeleriyle, en acımasız fiziksel darbelere bile dayanan modern zaman gladyatörleridir. Ringin parlak ışıkları altında hikayeler anlatır, zaferler kazanır ve yenilgiler yaşarlar, ama her zaman bir sonraki savaş için ayağa kalkarlar.

Ancak Eddie Kingston'ın hikayesi, bu parlak cephenin arkasındaki ham ve kırılgan gerçeği gözler önüne seriyor. Onun en zorlu savaşları spot ışıklarından, kameralardan ve binlerce çığlık atan hayrandan uzakta, kendi zihninin sessiz ve karanlık köşelerinde verildi. "Çılgın Kral" lakabının ardındaki adam, şöhret ya da kemerlerden çok daha fazlası için savaşıyordu: hayatta kalmak için.

Bu yazı, onun yolculuğunun en şaşırtıcı ve etkili anlarını, onu neredeyse yok eden ve nihayetinde beklenmedik bir kurtuluşa götüren dönüm noktalarını keşfedecek. Bu, bir hayatta kalma ve asla gelmeyeceği düşünülen bir kefaretin hikayesidir.

1. Bir Hayalden Fazlası: Güreş, Kelimenin Tam Anlamıyla Bir Hayat Kurtarıcıydı

Genç bir Eddie Kingston için güreş sadece bir tutku ya da bir kariyer hedefi değildi; gerekli bir kaçış ve bir hayatta kalma mekanizmasıydı. Yarı İrlandalı ve yarı Porto Rikolu kimliği nedeniyle hiçbir yere ait hissetmeden büyüdü. "İrlandalı tarafta ‘Hey, ne haber spic,’ derlerdi. Porto Rikolu tarafta başka saçma sapan şeyler," diye anımsıyor o günleri. Bu aidiyetsizlik hissi, içinde kontrol edilemez bir öfke biriktiriyordu.

Bu öfkeyi dizginleyen tek şey, annesinin bulduğu basit ama etkili bir yöntemdi. Eğer Cuma gününe kadar okulda kimseyi boğazlamadan haftayı tamamlarsa, ödülü Çin yemeği ve güreş VHS kasetleriydi. Annesi, Bronx'taki, tezgahın arkasında bir kedinin oturduğu mahalle video dükkanı VideoVision'a gider ve üzerinde "wrestling" yazan ne varsa kapardı. Bir Cuma akşamı, elinde wonton çorbasıyla Bronx'taki kanepesinde otururken, annesinin getirdiği rastgele, kapaksız bir kaset her şeyi değiştirdi. İrlandalı babası "HABER izlemek istiyorum ama OĞLAN yine GÜREŞ açtı!!!" diye bağırırken, Porto Rikolu annesi mutfaktan "Sakin ol!!! Bu hafta usluydu!!!!" diye karşılık veriyordu. Kaseti taktı ve ekranda beliren üç kelime, onun hayatının rotasını sonsuza dek çizecekti: MEMPHIS’İN EN KANLI BRAWL’LARI. Büfe kavgaları, otoparkta arabayla adam ezmeler ve kanla kaplı bir ring... O an, beyzbol oyuncusu ya da astronot olma gibi geleneksel hayalleri bir kenara attı. Ne olmak istediğini biliyordu. Bu takıntı, onun için hayati bir çıkış kapısı oldu; öfkesini yönlendirebileceği bir sığınak ve muhtemelen onu hapisten uzak tutan tek şeydi.

Dünyayla kavga etmek istiyordum.

2. En Büyük Onay Kalabalıktan Değil, Tek Bir Kişiden Geldi

Bağımsız güreş sahnesinin gerçekliği, televizyonda görünenin aksine genellikle acımasız ve gösterişsizdir. Eddie Kingston için bu gerçeklik, Pennsylvania'da bir bingo salonunda sadece sekiz kişinin önünde güreşmek demekti. Perdeyi aralayıp kalabalığa baktığında ilk düşüncesi şuydu: "Evet, bu gece para yok. En iyisini yapalım." Maçın fiziksel acısı bir yana, şovdan sonra tek kuruş para alamamanın getirdiği duygusal yük daha da ağırdı. O kadar meteliksizdi ki, yemek masasında "Yok, aç değilim" numarası yapmak zorunda kalıyordu ve tag team partneri, durumu fark edip sessizce onun hesabını ödüyordu.

O gece, tüm bu kasvetin ve hayal kırıklığının ortasında beklenmedik bir ışık parladı. Maç boyunca ayakta duran, bağıran ve onlara patlamış mısır fırlatan "Large Marge" adını taktığı tek bir coşkulu kadın hayran, tüm geceyi anlamlı kılmıştı. Şovdan sonra, morali bozuk bir şekilde arabalarını toplarken, Large Marge onlara seslendi ve tüm içtenliğiyle bağırdı:

"Harikaydı! Çok eğlendim! Sağ olun!!!!"

Bu basit ve samimi teşekkür, şöhretten, paradan veya kalabalıklardan çok daha değerliydi. Sadece bir kişinin o geceyi yaşaması, Kingston'ın hayalini yıllarca daha sürdürmesi için yeterli yakıtı sağlamıştı. Bu an, motivasyonun her zaman büyük sahnelerde değil, bazen en beklenmedik ve en küçük anlarda bulunabileceğini kanıtladı.

3. Uçurumun Kenarında: Bir Mektup Hayatını Kurtardı

Yıllar geçtikçe, birlikte başladığı güreşçilerin ulusal televizyonda başarıya ulaştığını görmek, Eddie Kingston'ı derin bir depresyonun, kendinden nefretin ve alkolizmin içine çekti. Acısını uyuşturmak için içkiye sığındı. "Cumartesi 1’de başlar... pazar ‘futbol’ bahanesiyle öğlenden gece 2’ye kadar devam..." diye anlatıyor o karanlık günleri. Bir noktada o kadar dibe vurdu ki, bir hafta boyunca ortadan kayboldu, maçlarına gitmedi ve telefonunu kırdı.

Kırık bira şişeleriyle dolu evinde bir öğleden sonra uyandığında, belki mucizevi bir çek bulurum umuduyla posta kutusuna baktı. Çek yerine bir mektup buldu. Mektup, indie güreş sahnesinden arkadaşı Alex Whybrow'dan (Larry Sweeney) geliyordu. Alex, ona ulaşamayan herkesin ne kadar endişelendiğini yazmıştı. Mektubun sonundaki tek bir cümle, Kingston'ın içine düştüğü karanlık sis perdesini yırttı:

En iyi arkadaşımı kaybetmiş gibiyim. Lütfen beni ara.

Bu cümle, birinin onu gerçekten önemsediğini fark etmesini sağlayan bir tokat gibiydi. O mektup hayatını kurtardı. Trajik bir ironiyle, onun karanlığını bu kadar iyi anlayan ve onu kurtaran arkadaşı Alex, birkaç yıl sonra kendi canına kıydı. Bu kayıp, Kingston'ı akıl sağlığı konusunda konuşmaya ve eski kafalı tabulara meydan okumaya itti. O, bu konudaki sessizliğin ölümcül olabileceğini en acı yoldan öğrenmişti.

Eğer ruh sağlığımla ilgilenmeseydim, konuşmaktan korksaydım, ölürdüm. Nokta. "Bunlar konuşulmaz" diyen eski kafalılar kusura bakmasınlar: siktirsinler.

4. Pes Etmek: Bir Kardeşin Sorusu Her Şeyi Değiştirdi

37 yaşına geldiğinde, Eddie Kingston artık hayalinden vazgeçmeye hazırdı. Büyük ligler ona asla şans vermeyecekti, çok fazla köprü yakmıştı ve artık bir başarısızlık olduğunu hissediyordu. Planı basitti: Alaska'ya taşınmak, el emeğiyle çalışmak ve yeni bir hayata başlamak. Bu kararını kardeşine açıkladığında, aldığı cevap her şeyi değiştirdi.

Kardeşi sakince onu dinledi ve sonra omuz silkerek o soruyu sordu: "Yeğenime pes etmemeyi nasıl anlatacağım, amcası hayalinden pes etmişken?"

Bu soru Kingston'ın kalbine bir ok gibi saplandı. Kendi kendine, "Ulan… yardım etme böyle," diye düşündü. O an zihninde bir sahne canlandı: yeni doğan yeğeni okulda "Amcam bir güreşçi!" dediğinde, diğer çocukların ona yalancı demesi. İşte o an, devam etmek için yeni bir nedeni oldu. Artık kendisi için değil, yeğeninin bir gün amcasıyla gurur duyabilmesi için güreşecekti. Yeğeninin, telefonunu çıkarıp "Bak, bu benim amcam; ringde suplex atıyor" diyebilmesi, onun için tek motivasyon kaynağı haline geldi. Bu yenilenmiş amaç, onu büyük çıkışından önceki son ve en umutsuz döneme taşıyacaktı: COVID pandemisi, güreş ekipmanlarını satmak zorunda kalması ve evini kaybetme tehlikesiyle yüzleşmesi.

Sonuç: Zafer, Kemerler Değil, Asla Pes Etmemektir

COVID pandemisi vurduğunda Eddie Kingston için yolun sonu görünmüştü. Güreş çizmelerini satıyor, ipotek parasını denkleştiremiyor ve annesinin evine geri taşınmanın utancıyla yüzleşiyordu. Tam o sırada, New Jersey'de bir otoparkta düzenlenecek açık hava şovu için bir telefon aldı. Belki de son maçı olacaktı. O gece, çaresizlikten mikrofonu kaptı ve içini döktü. O promo viral oldu ve AEW'den Cody Rhodes'a kadar ulaştı. Bir telefon geldi: "Gelip Cody’yle güreşmeni istiyoruz." Kingston'ın aklındaki ilk şey şampiyonluklar ya da hayaller değildi. İlk sorusu, "Ne kadar öder?" oldu. O an tek düşündüğü, ödenmesi gereken bir ipotekti.

Şov günü kuliste hissizdi. Cody ona giriş müziğini sorduğunda, "Niye müziğim olsun? Burada çalışmıyorum ki. Ben içeri koşup seni dövmeliyim," diye cevap verdi. Cody ona bir mikrofon verdi ve hayatını değiştirecek bir an yarattı. Perdeye çıkmadan saniyeler önce, indie günlerinden beri tanıdığı, artık aramızda olmayan Brodie Lee yanına geldi. Kingston'ın hissizliğini fark edip onu sertçe itti. "Hey, benim tanıdığım Eddie nerede?" diye sordu. O itiş, içindeki canavarı uyandırdı.

Bu zafer, onun tüm sorunlarını sihirli bir şekilde çözmedi. Hâlâ Zoloft kullanıyor ve zaman zaman panik ataklar geçiriyor. Hatta AEW'nin All Out PPV'sinde Miro'yla yaptığı başarılı maçtan sonra, telefonuna yağan "Harikaydın!" mesajlarının ortasında büyük bir panik atak yaşadı. Ama artık fark şu ki, yardım isteme cesaretini gösterdiği için bu mücadelelerle nasıl başa çıkacağını biliyor.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dave Meltzer'in Gözünden Misawa'nın Ölümü ve Kariyeri

Başlamak İsteyenler İçin | STARDOM Rehberi 2023

Dave Meltzer Gözünden Von Erich Mitolojisi